Nalıncı Baba: Padişahın işi ne!

15/2/2007 ·

Uzunca bir ayrılıktan sonra tekrar buluşmanın vermiş olduğu keyif ve mutlulukla birlikte uzunca süren bu ayrılık için özür dilerim.

Bu yazıyı uzunca bir müddet önce bir eserde okumuş ancak okuyana hisse verme amaçlı bir menkıbe tarzında hikayecik olduğunu sanmıştım.

Dün akşam mutat bir görüşme esnasında yeni tanıdığımız bir abi (r.a.)bu hadiseyi kaynek göstererek yer, kişi ve zaman belirterek bizlerle paylaştı.Görüşme konusu "ihlas"tı.Yapılan, işlenen her filde sadece ve sadece Rıza-i İlahi amaçlanması demek olan ihlasa güzel bir örnek teşkil eden bu olaydan ibret, metot ve hedef tayini bahşedilmesi dileğiyle sizleri bu eserle başbaşa bırakıyorum.

Tabi bu vesileyle Dua istirham edeceğim.Unutmamak gerekirki en makbul dua kardeşler için edilen dualardır.Bir "Allah Razı olsun "cümleciğinin ve temenniciğinin dudaklarınızdan döktürülmesi dileği ile...

                                            (Bloğun adı her ne kadar nurtalebesi olsada o makmdan uzaklaşan bu kardeşinizin dua ile yardımlarınıza bolca ihtiyacı vardır.Unutulmaya ve bu talep göz ardı edilmey lütfen.)  

 

Nalıncı Baba: Padişahın işi ne!

Murat Han (III. Murat) o gün bir hoştur. Telaşeli görünür. Sanki bir şeyler söylemek ister, sonra vazgeçer. Neşeli deseniz değil, üzüntülü deseniz hiç değil. Veziriazam Siyavuş Paşa sorar:

- Hayrola efendim, canınızı sıkan bir şey mi var?

- Akşam garip bir rüya gördüm.

- Hayırdır inşallah.

- Hayır mı, şer mi öğreneceğiz.

- Nasıl yani?

- Hazırlan dışarı çıkıyoruz.

Ve iki molla kılığında çıkarlar yola. Görünen o ki padişah hâlâ gördüğü rüyanın tesirindedir ve gideceği yeri iyi bilir. Seri ve kararlı adımlarla Beyazıd’a çıkar, döner Vefa’ya. Zeyrek’ten aşağılara sallanır. Unkapanı civarlarında soluklanır. Etrafına daha bir dikkatli bakınır. İşte tam o sıra, orta yerde yatan bir ceset gözlerine batar. Sorarlar ‘Kimdir bu?’ Ahali ‘Aman hocam hiç bulaşma.’ derler, ‘Ayyaşın, meyhur’un biri işte!’

- Nereden biliyorsunuz?

- Müsaade et de bilelim yani. Kırk yıllık komşumuz.

Komşular öfkelidir

Bir başkası tafsilata girer. ‘Biliyor musunuz?’ der, ‘Aslında iyi sanatkârdır. Azaplar Çarşısı’nda çalışır, nalının hasını yapar. Ancak kazandıklarını içkiye, fuhşa harcar. Hem şişe şişe şarap taşır evine, hem nerede namlı mimli kadın varsa takar peşine.’ Hele yaşlının biri çok öfkelidir:

‘İsterseniz komşulara sorun.’ der, ‘Sorun bakalım, onu bir kere olsun cemaatte gören olmuş mu?’

Hasılı mahalleli döner ardını gider. Bizim tebdil-i kıyafet mollalar kalırlar mı ortada. Tam vezir de toparlanıyordur ki padişah önünü keser.

- Nereye?

- Bilmem. Bu adamdan uzak durmayı yeğlersiniz sanırım.

- Millet bu, çeker gider. Kimseye bir şey diyemem. Ama biz gidemeyiz. Öyle veya böyle tebaamızdır. Defnini tamamlasak gerek.

- İyi ya, saraydan birkaç hoca yollar, kurtuluruz vebalden.

- Olmaz. Rüyadaki hikmeti çözemedik daha.

- Peki ne yapmamı emir buyurursunuz?

- Mollalığa devam. Naaşı kaldırmalıyız en azından.

- Aman efendim. Nasıl kaldırırız?

- Basbayağı kaldırırız işte.

- Yapmayın etmeyin sultanım, bunun yıkanması paklanması var. Tekfini, telkini...

- Merak etme ben beceririm. Ama önce bir gasılhane bulmalıyız.

- Şurada bir mahalle mescidi var ama...

- Olmaz. Vefat eden sen olaydın nereden kalkmak isterdin?

- Ne bileyim Ayasofya’dan, Süleymaniye’den. En azından Fatih Camii’nden.

- Ayasofya ile Süleymaniye’de devlet erkanı çoktur. Tanınmak istemem. Ama Fatih Camii’ni iyi dedin. Haydi yüklenelim.

Ve gelirler camiye. Siyavuş Paşa sağa sola koşturur kefen, tabut bulur. Padişah bakır kazanları vurur ocağa. Usulü erkanınca bir güzel yıkarlar ki naaş ayan beyan güzelleşir sanki. Bir nurdur aydınlanır alnında. Yüzü şakilere benzemez. Hem mânâlı bir tebessüm okunur dudaklarında.

Padişahın kanı ısınmıştır bu adama, vezirin ona keza. Meçhul nalıncıyı kefenler, tabutlar, musalla taşına yatırırlar. Ama namaz vaktine hayli vardır daha. Bir ara vezir sıkıntılı sıkıntılı yaklaşır ‘Sultanım’ der, ‘Yanlış yapıyoruz galiba’.

- Nasıl yani?

- Heyecana kapıldık, cenazeyi sorup araştırmadan getirdik buraya, Kimbilir hanımı vardı belki, belki de yetimleri?

- Doğru. Öyle ya. Neyse, sen başını bekle, ben mahalleyi dolanıp geleyim.

Vezir cüzüne, tesbihine döner, padişah garip maceranın başladığı noktaya koşar. Nitekim sorar soruşturur, nalıncının evini bulur. Kapıyı yaşlı bir kadın açar. Hadiseyi metanetle dinler, sanki bu vefatı bekler gibidir. ‘Hakkını helal et evladım.’ der, ‘Belli ki çok yorulmuşsun.’ Sonra eşiğe çöker, ellerini yumruk yapar, şakaklarına dayar.

Ağlar mı? Hayır. Ama gözleri kısılır, belki hatıralara dalar. Neden sonra silkinip çıkar hayal dünyasından. ‘Biliyor musun oğlum?’ diye dertli dertli söylenir, ‘Bizim efendi bir âlemdi vesselâm. Akşamlara kadar nalın yapar, ama birinin elinde şarap şişesi görmesin, elindekini avucundakini verir satın alırdı. Sonra getirip dökerdi helaya.’

- Niye?

- Ümmet-i Muhammed içmesin, diye.

- Hayret.

Sizin zamanınızı satın almadım mı?

Sonra malum kadınların ücretini öder eve getirirdi. ‘Ben sizin zamanınızı satın aldım mı, aldım.’ derdi. ‘Öyleyse şimdi dinleseniz gerek...’ O çeker gider, ben menkıbeler anlatırdım onlara. Mızraklı İlmihal, Hüccet-ül İslâm okurdum.

- Bak sen! Millet ne sanıyor halbuki.

- Milletin ne sandığı umurunda değildi. Hoş, o hep uzak mescidlere giderdi. ‘Öyle bir imamın arkasında durmalı ki...’ derdi, ‘Tekbir alırken Kâbe’yi görmeli.’

- Öyle imam kaç tane kaldı şimdi.

- İşte bu yüzden Nişanca’ya, Sofular’a uzanırdı ya. Hatta bir gün ‘Bakasın Efendi!’ dedim,

‘Sen böyle böyle yapıyorsun; ama komşular kötü belleyecek. İnan cenazen kalacak ortada’.

- Doğru öyle ya?

- ‘Kimseye zahmetim olmasın!’ deyip mezarını kazdı bahçeye. Ama ben üsteledim. ‘İş mezarla bitiyor mu?’ dedim. ‘Seni kim yıkasın, kim kaldırsın?’

- Peki o ne dedi?

- Önce uzun uzun güldü, sonra ‘Allah büyüktür hatun.’ dedi, ‘Hem padişahın işi ne?’

Türbesi Unkapanı’nda

Nalıncı Baba’nın asıl adı, Muhammed Mimi Efendi’dir. Bergamalıdır. 1592’de vefat etti. Cenaze hizmetlerini bizzat padişah gördü ve onu evine defnetti. Kabri üzerine bir kubbe, önüne bir çeşme koydurdu. Bir tekke ile adını yaşattı. Türbesi Unkapanı’nda, eski Cibali Tütün Fabrikası’nın arkasında, Haraçzade Camii karşısındadır. Sultan Murad da 3 sene sonra rahmet-i Rahman’a kavuştu. Ruhlarına el-fatiha.

 

Kaynak : Zaman Gazetesi Ailen Dergisi Sayı 165

RUHLARA SESLENİŞ...

11/12/2006 ·

 

 

Esselamun Aleykum Sevgili kardeşim ;

 

Sizinde malumunuz olduğu üzere son birkaç yüzyılda basın  ve yayın organlarının gelişmesiyle birlikte adeta bir köy hükmüne bürünen yaşlı dünyamızın çeşitli yerlerinde  doğal afetler, hastalıklar, yoksulluğun beraberinde getirmiş olduğu açlık ve sefalet nedeniyle insanlığın acılara gark olduğunu, çaresizlik ve yokluklar içinde yaşam mücadelesi verdiğini müşahede etmekteyiz.

Vicdan sahibi her insanın, tv ekranlarında ve boy boy gazete, mecmua sayfalarındaki yürek burkan o çaresiz insanları görünce, içinin sızladığı bir gerçektir.Bu çaresizlik insanlık tarihi boyunca var olan dertlere derman olma, yaraları sarma, hissiyatını kamçılamaktadır.İnsanın o görüntüleri izlerken yüreğinin derinliklerinde hissettiği duygu seli beklide yerini bir anlıkta olsa gözlerden süzülen şefkat damlacıkları şeklinde dışa tezahür ediyor, birkaç gün bunun ızdırabını hafifleyen şiddetlerde içimizde duyuyoruz. Lakin zaman ve hayatın getirmiş olduğu değişik telaş ve endişeler neticesinde öteleye öteleye unutmaya yüz tutan görüntüler listesine ekleniyor.

Ruhlarda duyulan bu insanî duygunun zihne yansıması olan “kişisel olarak ne yapabilirim?”in yerini zamanla maalesef ülfet alarak gösterilebilecek çabalarında gösterilememesine yol açmaktadır.

Bunca olan olay karşısında duyarsız kalamayan, içinde kopan fırtınalara yön vermeyi başarabilen, bir avuç hasbî ama civanmert insanın oluşturmuş olduğu oluşumlar tamda yurdumuzun felaketlere maruz kaldığı bir dönemde birden bire ufkumuzda beliriverdi.Önceleri seslerini duyurmakta bile sıkıntı çeken bu oluşumlar zaman ve kadirşinas milletimizin hasbi duyarlılığı sayesinde büyüdü büyüdü ve emekleme devresini atlayarak koşmaya başladı adeta.Hiçbir menfaat gütmeden sırf ilahi rıza için yola çıkan kardeşlerimizin oluşturmuş olduğu bu organizasyonlar kısık birer ses iken şimdilerde gür sedalar ile yeryüzünü çınlatmakta, bu sayede çağlayan olup akmak isteyen fedakar dindaşlarımıza birer rehber, birer aracı olarak yardım etmektedirler.

Gün geçmiyor ki bu kuruluşların çalışmalarından haberdar olmayalım, yardımına koşulan insanların sevinçlerini paylaşmayalım.Yapılan yardımlar basın yoluyla duyulanların çok çok fevkinde.Böylelikle içimizdeki acı bir nebze hafifliyor ancak üzerimize düşen vazifenin ağırlığından kurtulmadığımız gerçeğini göz ardı ediyoruz galiba. 

 

Evet değerli gönüldaşlarım ;sizlerinde malumu olan bu mevzu ile konuya bir girizgah yapmayı uygun buldum.Zira içimizde var olan bu realitenin dimağımızda şimşek gibi çakması ve benim gibi yani harekete geçme zorluğu çekenleri harekete geçirmesini amaçlamıştım.

İçinde bulunduğumuz zaman dilimi, yaklaşmakta olan kutlu bir yükümlülüğün müjdecisi, arifesidir.Yaklaşan bu zaman diliminde Şanı Yüce Yaratıcı’nın biz kullarına emir kıldığı vazifelerden biri olan Kurban ibadetini yerine getirecek 1 milyarı aşkın  İslam Alemi.İslam’ın ilk yıllarından günümüze Tüm Müslümanların iple çektiği, kulluğun zirvelerine çıkmanın zorlandığı, birlik ve beraberliğin pekiştiği, ruhlarda dini ve milli duyguların fırtınalar halinde estiği, paylaşmanın-vermenin lezzetinin tadıldığı, dimağımızın bir yerinde hep tatlı hatıralarla hatırlanan günlerdir bu günler.

Kur’an-ı Mücizül Beyân ve Hz. Peygamber’in Dîl-i Pâklarında ;

Kevser Sûresi – Âyet : 2- Öyleyse Rabbin için namaz kıl ve kurban kes.

Hacc Sûresi – Âyet : 28 - Tâ ki kendilerine ait bir takım menfaatlere şahit olsunlar; Allah'ın kendilerine rızık olarak verdiği hayvanları belli günlerde kurban ederken O'nun adını ansınlar. Siz de onlardan yiyin, yoksulu, fakiri de doyurun.

Hacc Sûresi – Âyet : 37 -  Elbette onların etleri ve kanları Allah'a ulaşmayacaktır. Ancak O'na sizin takvanız erecektir. Onları bu şekilde sizin buyruğunuza verdi ki, size yolunu gösterdiğinden dolayı, Allah'ı tekbir ile yüceltesiniz. (Ey Muhammed!) Vazifelerini güzelce yapan iyilik sevenleri müjdele.

Hz. Aişe (radıyallahu anhâ) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Hiç bir kul, kurban günü, Allah indinde kan akıtmaktan daha sevimli bir iş yapamaz. Zira kesilen hayvan, kıyamet günü boynuzlarıyla, kıllarıyla, tırnaklarıyla gelecektir. Hayvanın kanı yere düşmezden önce Allah indinde yüce bir mevkiye ulaşır. Öyle ise, onu gönül hoşluğu ile ifa edin." Tirmizî, Edâhî 1, (1493);

hayat bularak önemi vurgulanan, yerine getirilmesi emredilmiş bu ulvi vazife kulları tarafından o kadar iyi idrak edilmiştir ki; Allah (c.c.)’ı hoşnut etmek amacıyla bir çokları maddi imkanlarını zorlayarak da olsa kulluğunun zirvelerini zorlamak için bir yarış edasıyla “Acaba bana her şeyimi verene ne gibi bir hediye sunabilirim, neyin en güzelini takdim edebilirim.”in gayreti içinde olacaklar Kâdir-i Mutlak’ın izni ve inayetiyle.

Ancak zaman içinde çeşitli doğa olaylarıyla erozyona uğrayan toprak gibi duygu ve düşünceleri aşındıran zamanla birlikte yapılan bu ibadet amacından sapılmamışsa da , kısmen ibadetin mahsulünün değerlendiriliş şeklinde bazı değişiklikler olagelmiştir.Kurban etinin nasıl değerlendirilmesi hususu âyet-hadis ve sünnetle kayıt altına alınmış olmasına karşın, gerek geçim sıkıntısı gerekse dini duygu ve fiillerdeki yozlaşma nedeniyle şekil değiştirmiş neredeyse tamamı kişinin kendisine-yakınlarına saklanır hale gelmiştir.Halbuki; Kurban eti üçe ayrılıp bir kısmı aile efradına,bir kısmı konu komşuya,bir kısmı da fakir fukara garip gurabaya ayrılmalı değimliydi? Hz.Peygamber Annemize kesilen kurban etini ne yaptığını sormuş, annemizin kendilerine bir but kalıncaya kadar dağıttığını söylemesi üzerine “Ya Aişe bir but dışında hepsi bize kaldı” derken yenilenin dünyada,  paylaşılanın ukbaya kaldığını ifade etmemişmiydi? Herkesin gücünün yetmeyeceği  mal ile yapılan bu ibadetin asıl gayesinin yanında tâli bir gâye de insanlar arasında (aynı dine mensup olanlar arasında değil tüm insanlar arasında) paylaşma duygusunun, dertlere derman olma duygusunun gelişmesi yokmudur sizce? Yeryüzünde bunca acı ve sefalet varken dîni bir vecibenin gereğini tam olarak  yapmamanın vebali acaba sizce nedir?   

 

Evet yüreği Allah ve Resûlü’nün sevgi ve muhabbeti için çarpan gönlü geniş, eli açık din kardeşlerim;

Gelin bu seneki kurbanımızı asli gayesine göre yerine getirelim.Paylaşalım, hoşnut edelim hoşnut olalım.Şüphesiz ki Allah (c.c.) sıkıntıda olan kuluna bir nebzede olsa yardımını esirgemeyen güzîde kullarına İsim ve Sıfatları’nın hülâsasından müteşekkil bir bayram hediyesini gönderecek, belki bir yıl belki de bir ömür boyunca bu hediyeden nasiplendirecektir. Bu amaçla yukarıda hizmetlerine atıfta bulunarak önemine değindiğim kuruluşların dünya çapında yapmış oldukları aracılık vazifesine gelin bizde omuz verelim.Acıların dinmesi, yaraların sarılması, tüm insanlığın karanlıklardan aydınlığa İslâm’ın sönmez nuruyla çıkmasında bizimde bir damlacık alın terimiz olması için.Kara kıta Afrika’da açlıktan takati kalmamış minicik siyâhi çocuktan , sözüm ona özgürlükler ülkesi Amerika’da sokaklarda yaşayan sarışın mavi gözlü çocuğa kalbinde ümitsizlik ateşi yanan gözünde yaşlar olan Müslim gayrı Müslim tüm insanlığa Hak din İslâm’ın mensuplarının birer terörist değil de şefkat ve merhamet kahramanları olduklarını gösterelim.Böylelikle ümit ediyorum yapmış olduğumuz kulluk vazifesi, gereği tam yapılmış olarak  Huzur-u Makam’a sunulur.

İçimden gelen kırık dökük his, duygu ve düşüncelerin kelimelerin şereflendirmesiyle oluşan bu yazıyı okuma sabır ve cehtini gösterdiğiniz için hepinize cân-ı gönülden teşekkür eder, gereği hususunda gösterilecek çaba içinde sizin şahsınızda tüm İslâm âlemi fertlerinden Rabbi Rahimimin razı olmasını dilerim.

Yine bu vesile ile gelecek olan kurban bayramınızı tebrik eder bir kurtuluş vesilesi olmasını dilerim.

Selam ve dua ile ...

                                                                                                                                 11/12/2006

                                                                                                                                 İdris METE

                                                                                                                                 İstanbul

 

HAFTANIN YAKARIŞI

27/10/2006 · Kategori: DUA VE NASIHATLER

 

Ey yücelerden yüce Sultan'ımız! Senden, ulu ve münezzeh Zât'ının nurlarıyla kalblerimizi ulvî hakîkatlere açmanı dileniyoruz.

Salih kullarını aynı zamanda birer idrak ve anlayış kahramanı haline getirdiğin gibi bizi de nezd-i ulûhiyetinden göndereceğin marifet vesilesi ilimle donat ve idrak ufku açık kullarından eyle.. dostlarının duyuş ve görüş hislerini nasıl inkişaf ettirmişsen, bizleri de öyle, sadece Sen'i görüp Sen'i duyan bahtiyar kullardan kıl!

RAMAZAN BAYRAMI

23/10/2006 ·

Evet dünya ve Ahiret kardeşlerim.Evvela sizlerin Mübarek Ramazan Bayramınızı en içten dileklerimle kutlar, Cenâb-ı Rabbül Âleminden bizleri daha nice Hayır ve hasenatla geçirilmiş ,dolu dolu ibrak edilerek iliklere kadar sindirilmiş Ramazânı Şeriflerin ardından Bayramlara ulaştırmasını temenni ederim.

Bu vesileyle siz değerli müslüman kardeşlerimden her zaman olduğu gibi dua istirham edecek, paylaşımlarınızı sabırsızlıkla beklediğimi ifade ederim.

Cümleten Allah'a (C.C.) emanet ederim. 

TÜM MÜMİNLERDEN VEDE MİSAFİRLERİMDEN ÖZÜR

12/10/2006 ·

      SELAMÜN ALEYKÜM

     BLOĞUMUN SESSİZ VE BİR O KADARDA VEFAKAR MÜDÂVİMLERİ;

     27/07/2006 tarihinden itibaren bu güne değin bazı özel sebepler yüzünden bloğumu güncelleyemediğim gibi ziyarette edemedim.Ama kardeşlerimin ziyaretleriyle zenginleşeceğinden eminliğim ve zenginleştikçe faydalı olunacağından zerre miktarı şüphemin olmaması nedeniyle vicdanım rahat ve şendi...

     Maalesef uzunca bir ayrılıktan sonra bugün yapmış olduğum ziyaretten sonra var olan bu gönül şenliği bir matem havasına büründü desem mübalağa sanatını kullanmış olmam.

     Zira; Bırakın müslümanları tüm insanlığa faydalı olmak adına yazılarını, yorumlarını ve derlemelerini bloğum vasıtasıyla siz değerli kardeşlerimle paylaştığına inandığım değerli misafirlerime karşı sarfedilmiş bazı olumsuz yorumlarla (yorumda denemez ya, ama biz bize yakışanı yapar ve o olumsuz sözcüklere (sözcükler diyorum zira söz değiller ya) yorum deriz.Çünkü sözler ve kelimeler düşüncelerin, düşünceler de kişiliğin yansımasıdır.) karşılaştım.

     Yine üzülerek belirtmeliyim ki; dialog ve hoş görünün olanca telkin edildiği, birlik ve beraberliğe en çok ihtiyaç duyduğumuz, bilhassa bulunduğumuz böyle kutlu zaman diliminde saydığım yukarıdaki insanlığın ortak değerlerine taban tabana zıt hakaret içerikli ifadeler içeren yazılar bendenizi ziyadesiyle üzmüştür.

     Bu nedenle kendimi sorumlu hisseder, başlamış olduğum işin takipçisi olmamam-olamamam neticesinde bloğumu ziyaret eden kin ve garezle yoğrulmuş hoşgörünün "h"sinden bîhaber acınası zihniyete sahip, karşısındakinin düşüncesine saygı duymayan, tepkisini ,düşüncesini ve fikrini anlatarak ıspat ve karşısındakini ikna etmek yerine küfür içerikli ifadelerle sataşmayı yeğleyerek ortaya koyan kişi ve kişilerin sebep olduğu üzücü olay yüzünden siz değerli sanal alemdeki kardeşlerimden özür dilerim.

     Bu vesileyle yorumlarınızı gözden geçirdikten sonra yayımlanmasını sağlayacağımı belirtir ,böyle üzücü olaylara mahal vermemek amacıyla bu yola baş vurduğumu ifade etmek isterim.

     Ama yine sizlerin o değerli paylaşımlarını sabırsızlıla beklediğimi söylemeyi bir borç bilirim.

     Bütün islâm alemin mübarek Ramazân-ı şeriflerini en içten dilek ve duygularımla kutlar Ümmet-i Muhammed'in kurtuluşu yolunda atılmış adımları içermesini dilerim ve Rabbi Rahîmim'den dualarım vasıtasıyla dilenirim.

                                                                  Dua eden ve Dua isteyen kardeşiniz

« Önceki ::